Kabak okçuluğu (remvü’l-kabak), İslam ülkelerinde yaygın olarak görülen ve uzun bir direğin tepesine yerleştirilen hedefe, at üzerinde dörtnala giderken ok atma esasına dayanan bir spor dalıdır. Ortaya çıkış yeri kesin olarak bilinmemekle birlikte, at üzerinde ok atma geleneğinin göçebe Asya kavimleriyle yakından ilişkili olduğu düşünülmektedir. “Kabak” kelimesi Türkçe kökenlidir ve Arapça ile Farsçaya da kabak-bâzî veya kabak endâzî şeklinde geçmiştir. Türkmen boylarından çıktığı anlaşılan bu gelenekte, Türk beyleri direk diker, başına kabak geçirir ve düğünlerde veya eğlencelerde ona ok atarlardı. Daha sonraları hedef olarak farklı nesneler kullanılsa da kabak sembolü gelenekte yerini korumuştur. Önemli yarışmalarda ise kabak yerine altın veya gümüş kupalar hedef yapılır, bu tür yarışmalara katılan okçular da kabak atışlarını idman olarak sürdürürdü.
Kabak atışlarının bilinen en eski kayıtları 13. yüzyıla aittir. Memlükler döneminde I. Baybars, Kalaun ve El-Eşref Halil zamanında kabak atışları büyük ilgi görmüştür. Sultanlar ve emirler, doğum ve sünnet törenlerinde kabak yarışmaları düzenlerdi. I. Baybars, 1267’de başkentte bir hipodrom yaptırarak buraya Meydanü’l-Kabak adını vermiştir. 1293’te Sultan Melikü’l-Eşref, Kahire dışında bir meydana altın veya gümüşten yapılmış bir kabak yerleştirip içine canlı güvercin koydurmuş; atlı okçular hızla giderken buna ok atardı. Kabak ve kuşu vuran okçu, rütbesine göre ödüllendirilir, çoğu zaman hilat giydirilir ve kabak ödül olarak verilirdi.
Ünsal Yücel, Türk Okçuluğu, Ankara, 2015.
Yorumlar