KEMANKEŞNÂME

Hedefimiz Bilgi

Geleneksel Türk Okçuluğu'na dair platformumuza değer katan, bilgilendirici ve kaynak içeren paylaşımlarınız moderasyon tarafından bu alana seçilir, sizi Popüler Kişiler listesinde yukarı taşır.

Mesut Alptürk

🏹 Okun Bölümleri

Geleneksel Türk okçuluğunda ok, yalnızca sivri uçlu bir ahşap çubuktan ibaret değildir. Kullanım amacı, dengesi ve uçuş karakteri düşünülerek hazırlanan Türk oku; genel olarak temren veya soya, gövde, yelek ve gez olmak üzere dört ana parçadan oluşur.

Temren, okun hedefe ulaşan uç kısmıdır ve çoğunlukla metalden yapılır. Kemik, boynuz veya benzeri organik malzemelerden hazırlanan bazı ok uçları ise soya olarak adlandırılır.

Gövde, okun esas taşıyıcı ahşap bölümüdür. Klasik Türk oklarının önemli özelliklerinden biri, gövdenin baştan sona aynı kalınlıkta olmamasıdır. Ok ustaları gövdeye kullanım amacına uygun bir form verir; bu işlem geleneksel terminolojide “endam vermek” olarak ifade edilir.

Türk okçuluk geleneğinde okun gövdesi insan bedenine benzetilerek ayrıca bölümlere ayrılmıştır. Gez tarafından temrene doğru sırasıyla baş, boğaz veya boyun, göğüs, göbek, baldır ve ayak adları kullanılır. Göbek okun en kalın bölgesini oluştururken, ayak kısmı temrene doğru yeniden incelir. Klasik tariflerde okun uzunluğu bu bölümlendirme için 24 eşit kısım üzerinden değerlendirilmiştir.

Yelek, okun arka bölümüne yerleştirilen tüylerdir. Okun uçuş sırasında dengesini korumasına, kendi ekseni etrafında düzenli hareket etmesine ve hedefe daha kararlı ilerlemesine yardımcı olur.

Gez ise okun en arkasında bulunan ve yay kirişinin yerleştiği kertikli bölümdür.

Her bir bölümü belirli bir işleve sahip olan Türk oku; okçuluk bilgisinin, malzeme seçiminin ve yüzyıllar boyunca gelişen ustalık geleneğinin bir araya geldiği özel bir mühendislik ürünüdür.

Kaynak: Ünsal Yücel, Türk Okçuluğu; “Savaş Tarihine Yön Veren Silah: Türk Kompozit Yayı ve Tamamlayıcı Unsurları”; Türk okçuluğu üzerine akademik çalışmalar.

0 yorum 15 görüntüleme
Yorum
Begüm Kaptan

🏹 Tirkeş Nedir?

Tirkeş, geleneksel Türk okçuluğunda okların taşınması ve korunması için kullanılan ok kabıdır. Özellikle savaş ve atlı okçulukta, okçunun hareket hâlindeyken oklarına hızlı ve düzenli biçimde ulaşmasını sağlayan temel ekipmanlardan biri olmuştur.

Kelimenin kökeni Farsçaya dayanır. “Tîr” kelimesi ok, “keş” ise çeken, taşıyan anlamıyla kullanılır. Bu birleşimden oluşan “tîrkeş” sözü, zamanla okların taşındığı muhafazayı ifade eden bir terim hâline gelmiştir.

Osmanlı döneminde tirkeş yalnızca işlevsel bir savaş malzemesi değildi. Deri, kumaş, ahşap ve farklı süsleme teknikleriyle hazırlanan örnekleri, dönemin zanaat ve estetik anlayışını da yansıtırdı. Atlı okçulukta ise okçunun hareketini mümkün olduğunca kısıtlamadan oka hızlı erişim sağlayacak şekilde taşınması büyük önem taşıyordu.

Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi – Ok maddesi; geleneksel okçuluk terminolojisi ve etimoloji kaynakları.
Fotoğraf: Keskin Yayları

0 yorum 35 görüntüleme
Yorum
Orhan Can Dilsiz

🏹 Zihgir (Okçu Yüzüğü) Nedir?

Zihgir, geleneksel Türk okçuluğunda başparmak çekişiyle yay çekerken kullanılan özel bir okçu yüzüğüdür. Yay kirişi başparmak üzerine bindiği için zihgir, parmağı baskı ve sürtünmeden korurken aynı zamanda kirişin daha güvenli ve kontrollü tutulmasına yardımcı olur.

Türk okçuluğunda yay çekişi çoğunlukla başparmakla yapılır; işaret parmağı da başparmağın üzerine kapanarak çekişi destekler. Zihgir bu teknikte hem koruyucu hem de işlevsel bir ekipman olarak önemli bir yere sahiptir.

Osmanlı döneminde zihgirler yalnızca savaş ve talim amacıyla kullanılan araçlar değildi. Kemik, boynuz, metal, yeşim ve farklı değerli malzemelerden üretilen; üzeri süslemeler ve kıymetli taşlarla işlenen örnekleri de bulunuyordu. Bu nedenle bazı zihgirler zamanla bir zarafet, ustalık ve statü göstergesi hâline gelmiştir.

Bugün zihgir, geleneksel Türk okçuluğunun hem teknik hem de kültürel mirasını temsil eden en karakteristik ekipmanlardan biri olarak kullanılmaya devam etmektedir.

Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi – Ok maddesi; The Metropolitan Museum of Art – Osmanlı dönemi okçu yüzüğü koleksiyon kayıtları.

Fotoğraf: Tirendaz Geleneksel Türk Okçuluk Grubu

0 yorum 85 görüntüleme
Yorum
Kadir Berke Taga

Bugünki konumuz ise ok seçimi olsun. Öncelikle genel bir yanılgıdan bahsetmek istiyorum. Yayınızın libresi sizin kullandığınız libreyi göstermez, yani çekiş mesafenize göre aynı yaydan farklı libreler almanız mümkün. Ok seçiminde ilk bakmanız kriter libre ölçümünüzün doğru olması. Kullancağınız oklar bu ölçüden 1-2 libre yüksek olabilir ancak düşük olması okların kırılma riskini arttıracaktır. Aynı zamanda kullancağınız serideki okların spine değerleri eşit, ağırlık değerleri ise olabilecek en yakın aralıkta olmalıdır (önerim serideki en hafif ve en ağır okun arasında farkın 0,5g yı geçmemesi).
Bunlara ek olarak sizin kişisel olarak yapmanız gereken tercihler vardır; nişanınız aşağıda ise yukarı çekmek için ok ağırlığını ve temren grainini arttırmak, sağ sol dengenizi ayarlayabilmek adına ideal spine değerinizde ufak artışlar yapmak, kullandığınız mesafe ve ok ağırlığına bağıl olarak tüy boyutlarını belirlemek gibi.
Bu konuda merak ettikleriniz ya da paylaşmak istediğiniz deneyimler varsa beklerim.
Başarılı atışlar dilerim 🏹

2 yorum 245 görüntüleme
Yorum
Mesut Alptürk

Kemankeş kardeşler hepinize merhaba.

Lisans çıkartmak için bir kulübe bağlı olmanıza gerek yok. Bulunduğunuz ilçe spor müdürlüğüne iki adet vesikalık fotoğraf ve bir sağlık raporu ile gidip GELENEKSEL TÜRK OKÇULUK bıranşında FERDİ LİSANS çıkartmak istiyorum dediğinizde lisansınızı anında basıp size veriyorlar. Bu lisans ile ilinizde ve ülke geneli yapılan federasyon ve özel yarışmalara katılabilirsiniz. Bunun herhangi bir parasal bedeli yoktur.

Kulüp lisansında bundan farklı olarak ilişik formu götürüyorsunuz kulübünüzün verdiği imzalı kaşeli. 18 yaşından küçüklerde de veli izin belgesi gerekiyor.

Herkese iyi atışlar...

4 yorum 208 görüntüleme
Yorum
Eren Başaran

İlk paylaşımım bu olsun.
Organik yay yapımı aşamalarından birisi. Sinir yerleştirmeden önce çekilen taşin tırtıkları. Devamında tutkala doyurulup, sinir yerleştirme(döşeme) işlemi yapılacak.

5 yorum 250 görüntüleme
Yorum
Elif Aydemir Dilsiz

Osmanlı Okçuları Neden Oku Gökyüzüne Atıyordu?

Bugün bir sporcu rekor kırdığında adı ve derecesi kayıtlara geçiyor. Peki bundan yüzlerce yıl önce bir Osmanlı okçusu rekor kırdığında ne oluyordu?

Okmeydanı’nda bunun da bir sistemi vardı.

Menzil okçuluğunda amaç hedefi vurmak değil, oku mümkün olduğunca uzağa göndermektir. Kırılan rekorlar okçunun adı, atış mesafesi ve tarihiyle birlikte kayıt altına alınıyordu.

Daha da şaşırtıcısı, önemli olan rekorların ardından menzil taşları dikiliyordu. Böylece bir okçunun başarısı yalnızca bir kâğıda değil, adeta taşa kazınarak tarihe bırakılıyordu.

1817/18 tarihli menzilnâmede Okmeydanı’ndaki menziller ve rekorlar ayrıntılı biçimde kaydedilmiş: mesafeler “gez” adı verilen ölçüyle belirtilmişti.

Yani yüzyıllar önce İstanbul’da yalnızca ok atılmıyordu.

Rekor kırılıyor, ölçülüyor, kaydediliyor ve gelecek nesillere bırakılıyordu.

Belki de Okmeydanı’ndaki menzil taşları, Osmanlı okçularının bize bıraktığı en ilginç “rekor tabelalarıydı.”

KAYNAKÇA

Şinasi Acar & Murat Özveri, “Bir İstanbul Okçuluk
Menzilnamesi”, Osmanlı Bilimi Araştırmaları, 2017.

Atilla Bir, Mustafa Kaçar & Şinasi Acar, “Türk Menzil
Okçuluğu, Yay ve Okları”, Osmanlı Bilim Araştırmaları, 2006

Ünsal Yücel, Türk Okçuluğu, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları

0 yorum 288 görüntüleme
Yorum
Volkan Dilsiz

Necmeddin Okyay kimdir?

Necmeddin Okyay, Geleneksel Türk Okçuluğu'nun 20. yüzyıla ulaşan en kıymetli kemankeşlerinden biriydi. Üstelik yalnızca bir okçu değildi; büyük bir hattat, ebru ustası ve birçok farklı alandaki maharetiyle tam anlamıyla bir hezârfen yani "bin bilim bilen" idi.

1883’te Üsküdar’da doğan Okyay, kemankeşliği Sultan Abdülaziz’in okçubaşısı Seyfeddin Efendi’den öğrendi. Yay çekmeyi ve ok atmayı öğrenmekle kalmadı, geleneksel ok ve yay yapımına dair bilgileri de edindi. Yani bugün kitaplardan ve eski kaynaklardan anlamaya çalıştığımız okçuluk kültürünü, o dönem henüz yaşayan ustalardan görerek öğrenen isimlerden biriydi.

Hattatlığı ile kemankeşliği de asla alakasız değildi. Osmanlı’da hat sanatıyla uğraşan pek çok ismin okçulukla da ilgilenmesi boşuna değildi. Her iki uğraş da uzun yıllar süren çalışma, sabır, dikkat, ölçü ve ustadan çırağa aktarılan bir meşk anlayışı gerektiriyordu. Büyük hattat Şeyh Hamdullah’ın aynı zamanda güçlü bir kemankeş olması bunun en bilinen örneklerinden biridir.

Necmeddin Okyay da bu eski geleneğin son dönem temsilcilerindendi. Okçuluğa olan sevgisini hayatının sonuna kadar taşıdı. Hatta 1934’te Soyadı Kanunu çıktığında kendisine “Okyay” soyadını seçmesi, bu bağlılığın belki de en güzel göstergesidir.

Onun için Okmeydanı da sıradan bir yer değildi. Tarihî Okmeydanı’nın korunması için mücadele etmiş, bu alanın ve taşıdığı okçuluk mirasının kaybolmaması için çaba göstermişti.

Bugün Geleneksel Türk Okçuluğu yeniden yaygınlaşıyor, eski yaylar, oklar, menzil taşları ve kemankeşlik kültürü yeniden araştırılıyor. İşte bu geçmişi anlamaya çalışırken Necmeddin Okyay’ın adı özellikle önem kazanıyor. Çünkü o, eski gelenekle bugünün arasında kalan en önemli halkalardan biriydi.

Mekânı cennet, ruhu şâd olsun...

Kaynaklar:
Necmeddin Okyay TDV İslâm Ansiklopedisi
Okçuluk ve Hat Sanatı Fatih Özkafa

1 yorum 258 görüntüleme
Yorum
Umut Er

Malazgirt Savaşı Kazılarında Yeni Buluntular

Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olan 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi, Anadolu’nun kapılarını Türklere açarak büyük bir çağın başlangıcını simgelemişti. Günümüzde bu tarihî zaferin yaşandığı alanı ortaya çıkarmak ve bilimsel yöntemlerle belgelemek amacıyla yürütülen arkeolojik çalışmalar yeni buluntularla devam ediyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteği, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile Muş Alparslan Üniversitesi iş birliğiyle 2020 yılında başlatılan “Malazgirt Savaş Alanının Tespiti, Tarihi ve Arkeolojik Yüzey Araştırma Projesi”, bu yıl altıncı senesine ulaştı. Projenin bilimsel danışmanlığını Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Adnan Çevik yürütüyor.

2025 araştırma sezonunda yapılan kazılarda, savaş alanında yaklaşık 200 metal obje bulundu. Bu objeler arasında ok uçları, savaşta kullanıldığı düşünülen çeşitli aksamlar ve muhtemel kişisel savaş donanımlarına ait parçalar yer alıyor. Böylece Malazgirt’in sadece yazılı kaynaklarda değil, somut arkeolojik kanıtlarla da ortaya konulması yönünde önemli bir adım atılmış oldu.

Prof. Dr. Adnan Çevik, çalışmaların bu yıl 1 Temmuz’da başladığını ve 150 kilometrelik geniş bir alanda, savaşın geçtiği düşünülen güzergâhı daraltarak jeofizik ve yüzey araştırmalarıyla bulguları yoğunlaştırdıklarını ifade ediyor. Çalışmalar, hem jeofizik yöntemler hem de yüzey kazıları ile sürdürülüyor. Özellikle Sabuntepe platosunun 1700 metre yükseklikteki bölgesinde, savaşın geçtiği ve kritik noktalardan biri olduğu düşünülüyor.

Bu yılki etapta bulunan çok sayıdaki metal obje, savaşın geçtiği alana dair somut kanıtlar sunması açısından büyük önem taşıyor. Bu keşifler, Malazgirt’in tarihsel ve kültürel değerini bir kez daha gözler önüne sererken, Anadolu’nun Türklere vatan olma sürecinin arkeolojik boyutunu da bilim dünyasına kazandırıyor. Bu bizler için oldukça önemlidir.

0 yorum 207 görüntüleme
Yorum