Meşhur bir platform önüme çıkardı. 10 yıl olmuş, konuralp okçuluk ürünlerinin ilk gönderilerinden biridir sanıyorum.
Devamı...
Tuğ Han Yay
Konuralp Okçuluk
Tuğ Han Yay
Konuralp Okçuluk
Meşhur bir platform önüme çıkardı. 10 yıl olmuş, konuralp okçuluk ürünlerinin ilk gönderilerinden biridir sanıyorum.
Devamı...
Türklerin atla kurduğu kültürel bağ, İslamiyet'in kabulünden ve Anadolu'ya gelişlerinden sonra ortadan kalkmadı. Aksine farklı biçimlerde yaşamaya devam etti.
At kuyruğunu bağlama geleneğinin izleri de sonraki yüzyıllarda takip edilebilmektedir. Osmanlı döneminde padişahların sefere ve ava çıkarken atlarının kuyruklarının bağlandığına dair örneklerin kaydedilmiş olması, eski Türk savaş geleneğinin birçok unsurun Osmanlı askerî kültüründe de karşılık bulduğunu göstermesi açısından önemlidir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, geleneği yalnızca estetik bir tercih olarak değerlendirmemektir. Atın hazırlanması, savaşçının hazırlanmasının da bir parçasıdır. At ve süvarinin birlikte düşünüldüğü Türk savaş kültüründe atın donanımı, bakımı ve savaşa hazırlanması başlı başına bir kültür meydana getirmiştir.
Orhun Yazıtlarında Kuyruğu Bağlı At
Geleneğin en dikkat çekici izlerinden biri Tonyukuk Yazıtı'nda görülmektedir. Yazıtta yer alan:“Bu Türk budunka yaraklıg yagıg yelütmedim, tügünlüg atıg yügürtmedim.” ifadesi, günümüz Türkçesine yaklaşık olarak:
“Bu Türk milletine zırhlı düşman getirmedim, kuyruğu düğümlü düşman atı koşturmadım.”
şeklinde aktarılmaktadır. (Tonyukuk II Bengü Taşı, doğu yüzü, 4. satır)
Buradaki “kuyruğu düğümlü at” ifadesi özellikle önemlidir. Çünkü atın kuyruğunun bağlanması veya düğümlenmesi, savaş hâliyle ilişkilendirilen bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.
Mete Gazoz: Okçuluğunun Zirveye Ulaşan Yıldızı
Mete Gazoz, 8 Haziran 1999’da İstanbul’da doğdu; babası eski milli okçu Metin Gazoz, annesi ise İstanbul Okçuluk Kulübü başkanı Meral Gazoz’dur. Bu sayede okçulukla küçük yaşta tanışan Mete, profesyonel hayata adımını 2010 yılında attı.
Erken Çıkış ve İlklere Doymayan Kariyer
2013: Dünya Gençlik Okçuluk Şampiyonası’nda klasik erkek yay takımında gümüş madalya.
2018: Berlin’de düzenlenen Dünya Kupası’nın 4. ayağında dört altın; aynı yıl Dünya Okçuluk Federasyonu tarafından “Yılın En İyi Erkek Recurve Okçusu” ve “Yılın Çıkış Yapan Sporcusu” seçildi.
Kısa sürede ulusal ve uluslararası arenada dikkat çeken bir sporcu haline geldi.
Tarihi Altın: Tokyo 2020 Olimpiyat Şampiyonu
2021’de ertelenen Tokyo 2020 Olimpiyatları’nda bireysel klasik yayda altın madalyaya ulaşarak, Türkiye’ye okçulukta ilk olimpiyat şampiyonluğunu kazandırdı. Bu zafer, hem ülke hem de bireysel kariyerinde bir dönüm noktası oldu.
Dünya ve Avrupa’da Zirveye Tırmanış
2023: Berlin’de düzenlenen Dünya Okçuluk Şampiyonası’nda bireyselde altın, takımda ise gümüş madalya kazandı. Bu zaferle “ilk Dünya Şampiyonu Türk okçu” olarak tarihe geçti.
2024: Essen’deki Avrupa Okçuluk Şampiyonası’nda bireyselde altın, takımda bronz madalya ile hem Avrupa hem de olimpiyat şampiyonluğunu aynı anda elinde tutan ilk okçu oldu.
Olağanüstü Rekabet: Üst Üste Üç Ödül
World Archery Federation tarafından 2018, 2021 ve 2023yıllarında “Yılın En İyi Erkek Recurve Okçusu” seçilerek üst üste üç kez bu prestijli unvanı kazanması, onun tutarlığını ve sınır tanımayan ustalığını simgeliyor.
Çalışmanın Sırrı: 120 Bin Ok Atışı
AA Haber’e göre, Mete Gazoz’un başarısının ardında yılda ortalama 120 bin ok atışı ile şekillenen disiplinli bir antrenman programı bulunuyor. Günlük 600, haftalık 3.500 ve aylık 12 bin atış hedefiyle zirvede kalmayı sürdürüyor.
🎯
Malazgirt Savaşı Kazılarında Yeni Buluntular
Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olan 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi, Anadolu’nun kapılarını Türklere açarak büyük bir çağın başlangıcını simgelemişti. Günümüzde bu tarihî zaferin yaşandığı alanı ortaya çıkarmak ve bilimsel yöntemlerle belgelemek amacıyla yürütülen arkeolojik çalışmalar yeni buluntularla devam ediyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteği, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile Muş Alparslan Üniversitesi iş birliğiyle 2020 yılında başlatılan “Malazgirt Savaş Alanının Tespiti, Tarihi ve Arkeolojik Yüzey Araştırma Projesi”, bu yıl altıncı senesine ulaştı. Projenin bilimsel danışmanlığını Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Adnan Çevik yürütüyor.
2025 araştırma sezonunda yapılan kazılarda, savaş alanında yaklaşık 200 metal obje bulundu. Bu objeler arasında ok uçları, savaşta kullanıldığı düşünülen çeşitli aksamlar ve muhtemel kişisel savaş donanımlarına ait parçalar yer alıyor. Böylece Malazgirt’in sadece yazılı kaynaklarda değil, somut arkeolojik kanıtlarla da ortaya konulması yönünde önemli bir adım atılmış oldu.
Prof. Dr. Adnan Çevik, çalışmaların bu yıl 1 Temmuz’da başladığını ve 150 kilometrelik geniş bir alanda, savaşın geçtiği düşünülen güzergâhı daraltarak jeofizik ve yüzey araştırmalarıyla bulguları yoğunlaştırdıklarını ifade ediyor. Çalışmalar, hem jeofizik yöntemler hem de yüzey kazıları ile sürdürülüyor. Özellikle Sabuntepe platosunun 1700 metre yükseklikteki bölgesinde, savaşın geçtiği ve kritik noktalardan biri olduğu düşünülüyor.
Bu yılki etapta bulunan çok sayıdaki metal obje, savaşın geçtiği alana dair somut kanıtlar sunması açısından büyük önem taşıyor. Bu keşifler, Malazgirt’in tarihsel ve kültürel değerini bir kez daha gözler önüne sererken, Anadolu’nun Türklere vatan olma sürecinin arkeolojik boyutunu da bilim dünyasına kazandırıyor. Bu bizler için oldukça önemlidir.
Konuralp Gazi: Osmanlı’nın Kuruluş Yıllarında Sakarya ve Düzce’nin Fâtihi
Konuralp Gazi’nin Tarihî Kimliği ve Osmanlı’nın Kuruluş Yıllarındaki Rolü
Osmanlı Beyliği’nin kuruluş dönemi, tarihçiler açısından en çok tartışılan ve en az belgeye dayanan safhalardan biridir. Osman Bey ve silah arkadaşları hakkında bildiklerimizin büyük kısmı, olayların üzerinden 100–150 yıl geçtikten sonra kaleme alınan kroniklere dayanmaktadır. Bu kroniklerde geçen birçok isim, sonraki araştırmalarla adeta kesinleşmiş kahramanlar haline gelmiş olsa da aslında biyografik açıdan ciddi belirsizlikler taşır. İşte bu belirsizliklerin en önemli örneklerinden biri de Konuralp Gazi’dir (Demir, 2020).
İlk Kaynaklarda Konuralp Gazi
Konuralp’in adı Osmanlı kroniklerinde ilk kez Osman Bey’in oğlu Orhan’ın sefere çıkışı bağlamında geçer. Âşıkpaşazade ve Neşrî’nin rivayetlerinde, Orhan Bey’in Karaçepiş ve Absu kalelerine düzenlediği harekâtta Konuralp’in önemli rol üstlendiği aktarılır. Bu bilgiler, Osmanlıların Sakarya havzasını fethetmeye başladığı dönemde Konuralp’in bir uç beyi olarak ön plana çıktığını gösterir. Karaçepiş kalesinin muhafızlığı ona verilmiş, bu merkezden hareketle Akyazı ve Düzce istikametine akınlar düzenlemiştir (Demir, 2020).
Sakarya ve Düzce Havzasının Fethi
Konuralp’in adının en çok anıldığı bölge Sakarya havzasıdır. Kroniklere göre Akyazı, Konurapa (bugünkü Düzce) ve çevresindeki pazar yerleri onun fetihleriyle Osmanlı topraklarına katılmıştır. Bu durum sadece askeri değil, aynı zamanda ekonomik açıdan da kritik bir gelişmeydi. Düzce’nin o dönemde önemli bir pazar yeri olması, Osmanlı’nın İznik ve İzmit üzerine yürüyüşünde lojistik üstünlük sağlamıştır.
Bazı kaynaklarda Konuralp’in Mudurnu ve Bolu’ya kadar ilerlediği, hatta buralarda Bizans güçleriyle çetin mücadelelere girdiği de aktarılır. Her ne kadar bu bilgilerin kesinliği tartışmalı olsa da Konuralp’in Osmanlı’nın kuzeybatıya doğru genişlemesinde stratejik bir görev üstlendiği açıktır (Demir, 2020).
Kabak okçuluğu (remvü’l-kabak), İslam ülkelerinde yaygın olarak görülen ve uzun bir direğin tepesine yerleştirilen hedefe, at üzerinde dörtnala giderken ok atma esasına dayanan bir spor dalıdır. Ortaya çıkış yeri kesin olarak bilinmemekle birlikte, at üzerinde ok atma geleneğinin göçebe Asya kavimleriyle yakından ilişkili olduğu düşünülmektedir. “Kabak” kelimesi Türkçe kökenlidir ve Arapça ile Farsçaya da kabak-bâzî veya kabak endâzî şeklinde geçmiştir. Türkmen boylarından çıktığı anlaşılan bu gelenekte, Türk beyleri direk diker, başına kabak geçirir ve düğünlerde veya eğlencelerde ona ok atarlardı. Daha sonraları hedef olarak farklı nesneler kullanılsa da kabak sembolü gelenekte yerini korumuştur. Önemli yarışmalarda ise kabak yerine altın veya gümüş kupalar hedef yapılır, bu tür yarışmalara katılan okçular da kabak atışlarını idman olarak sürdürürdü.
Kabak atışlarının bilinen en eski kayıtları 13. yüzyıla aittir. Memlükler döneminde I. Baybars, Kalaun ve El-Eşref Halil zamanında kabak atışları büyük ilgi görmüştür. Sultanlar ve emirler, doğum ve sünnet törenlerinde kabak yarışmaları düzenlerdi. I. Baybars, 1267’de başkentte bir hipodrom yaptırarak buraya Meydanü’l-Kabak adını vermiştir. 1293’te Sultan Melikü’l-Eşref, Kahire dışında bir meydana altın veya gümüşten yapılmış bir kabak yerleştirip içine canlı güvercin koydurmuş; atlı okçular hızla giderken buna ok atardı. Kabak ve kuşu vuran okçu, rütbesine göre ödüllendirilir, çoğu zaman hilat giydirilir ve kabak ödül olarak verilirdi.
Ünsal Yücel, Türk Okçuluğu, Ankara, 2015.
🎯
Türk Okçuluğunda İsabetli Atış İçin Yapılması Gerekenler “Hatra ve Ferke”
Geleneksel Okçulukta dikkat edilmesi gereken birçok detay var. Bu detaylardan belki de en özeli doğru tutuş ve bırakışı sağlayan hatra ve ferkedir. Yaydan çıkan okun, okçuluk tabiriyle “temiz atış” olması için oldukça önemli olan bu hareketin elbette tamamlayıcı unsuru, doğru tutuştur.
Mevzu-i bahis hareketler, hem Osmanlı hem de Memlük okçuluk risalelerinde de hemen tüm tafsilatıyla izah edilir. Mesela, Ok Meydanı Şeyhi Abdullah Efendi’nin XVII. Yüzyılın ikinci yarısında kaleme aldığı, Kavâ’idü’r-Remy (Ok Atıcılığının Kuralları) isimli eserde bu usule dair önemli bilgiler vardır.
Söz konusu iki hareketin öncelikle izahatını yapmak meselenin tam olarak izah edilmesi için yerinde olacaktır:
Ferke: Yayın kirişini çeken elin, baş ve işaret parmaklarının bırakış anı itibariyle bir hilal gibi geriye doğru açılması.
Hatra: Yayı tutan elin okun çıkış anı itibariyle hedefine daha hızlı varması için yayın ileri doğru atılması.
Söz konusu usulle ilgili yukarıda belirtilen eserin 39b varağında şu ifadeler geçer: “Bir hafif hareketle hiç olmasa yarım arpa kadar kamçı/ferke yaparsa, oku daha şiddetli ve darplı çıkar.”, “…düz yumruk ile kürsüden bir parmak aşağı okun ucu geldiğinde , yarım nefesten daha az hafif bekletip, ondan sonra yen ağzına kadar kamçı yapsa ve ok dokunsa, kürsüden atılan oka göre yüz geze yakın daha fazla menzil alır.”
49a: “Oku atma anı geldiğinde, salavat parmağıyla baş parmak arasına gökten yağmur damlası sızmazdı.”, 40a: “…atıştan sonra şehadet parmağını ve baş parmağını açıp iki parmaktan hilal resmi çıkartmalıdır.”, 40b: “Hatra, yayın çekilip atışın yapılacağı anda sağ el ile atış yaptığında kabzayı tutan sol eli de ileri doğru hareket ettirerek oku da da hızlandırmaktır.”
Kavâ’idü’r-Remy, Abdullah El Katib, Çeviri: İlhan Uçar, İstanbul, 2025
Okçular Vakfı Başkanı Sayın Hüseyin Topbaş Beyefendi ile TUĞHANYAY markamızın biricik yayı “Temuçin” ile hatıramız. 14. Fetih kupası 2026 İstanbul.
Devamı...
Benim için çok önemli bir an diyebilirim. İlk sezonundan beri takip ettiğim harika bir dizi olan Prens’in 3. Sezon tek sponsoru olma şansını yakalamak.
Başrol Giray Altınok’a bir kırımtatar yayı ve altınoklar hediye ettik. Memnuniyetiniz yüzümüzden okunuyor sanırım.
Az biraz değişmiştir mutlaka, umarım bu platformda da 10 yıl geçiririz. Çocuklarıma gösteririm artık :)
3 aylık zorlu bir sürecin başlangıcında yanımda olduğunuz için müteşekkirim abi, aldığım en anlamlı hediyelerden de biri oldu. İyi ki varsınız @istanbulmarkask 🙌
Erencim hoşgeldin
Evet abi, ilham aldığım isim esasen bir tarihi karakter.
Kaç lira
Maşallah
Lise 1. Sınıftaydım, ve sağ en arkada oturuyorum:)
Hoca hala ilk günki heyecanını koruyor konu okçuluk olunca :) belki pek yakında burada da görürüz onu…
Sorma abi, geldiğinde anlattım. Dedim adınız Giray bir kırım saray ünvanı bu da bir kırımtatar yayı, soy adınız altınok size de altın renginde altı ok getirdik. Tek bir tepkisi vardı “Bir gün böyle bir şeyin beni bulacağını biliyordum” dedi ve gülümsedik. Unutulmaz bir anıydı.
Doğru abi :)